Mektubun Tarihi: Kil Tabletten Online Mektuba
Bir mektubu yazmak, uzaktaki birine sesimizi ulaştırmanın en eski yollarından biridir. Bugün bir ekrana dokunup saniyeler içinde mesaj gönderebiliyoruz; yine de insanlar elle tutulan, zarfı açılan, yıllar sonra çekmeceden çıkarılıp yeniden okunan mektuba dönmeye devam ediyor. Bu yazıda mektubun Anadolu'daki kil tabletlerden Osmanlı postasına, uluslararası posta birliğinden e-postaya uzanan yolculuğunu izliyoruz.
Kil tabletler ve ilk zarflar
Yazının Mezopotamya'da ortaya çıkışından kısa süre sonra, insanlar onu yalnız hesap tutmak için değil, birbirine haber göndermek için de kullanmaya başladı. Bu erken yazışmaların en zengin arşivlerinden biri Türkiye'dedir. Kayseri yakınlarındaki Kültepe'de, antik adıyla Kaniş'te, yaklaşık MÖ 1950 ile 1750 arasına tarihlenen ticaret dönemine ait on binlerce çivi yazılı tablet bulundu; kazı ekibinin aktarımına göre bu sayı 23 bine yaklaşıyor. Tabletlerin önemli bir kısmı, Asur'daki aileleriyle Anadolu'daki ticaret merkezleri arasında gidip gelen tüccarların mektuplarıdır. Fiyatlar, kervanlar, borçlar, ama aynı zamanda özlem ve aile meseleleri bu tabletlerde yazılıdır.
Kültepe mektuplarının en dikkat çekici yanlarından biri zarflarıdır. Yazılan tabletin üzerine ince bir kil kabuk geçirilir, üzerine alıcının adı yazılır ve mühür silindirle yuvarlanarak basılırdı. Zarfı kırmadan içindeki metne ulaşmak mümkün değildi; yani bugünkü kapalı zarfın mantığı dört bin yıl önce Anadolu'da işliyordu.

Krallar, ulaklar ve menziller
Mektup kısa sürede devletlerin de aracı oldu. Mısır'da Amarna'da bulunan ve MÖ 14. yüzyıla tarihlenen yüzlerce kil tablet, firavunlarla dönemin büyük ve küçük kralları arasındaki diplomatik yazışmaları içerir. Bu mektuplarda hediyeler pazarlık konusu olur, evlilik ittifakları kurulur, gecikmiş elçiler için sitem edilir.
Mektubu taşımak, yazmak kadar önemliydi. Pers İmparatorluğu yol boyunca kurduğu konaklarda atlı ulakların birbirini izlediği bir aktarma düzeni kurmuştu; Herodot bu ulakların hiçbir hava koşulunda durmadığını hayranlıkla anlatır. Roma'da Augustus döneminde oluşturulan resmî taşıma sistemi de benzer biçimde istasyonlara dayanıyordu. Bu düzenlerin ortak özelliği, devletin işi için kurulmuş olmalarıydı; sıradan insanın mektubu çoğu zaman bir yolcuya, bir tüccara ya da kervana emanet edilirdi.
Osmanlı Devleti'nde de uzun süre benzer bir yapı vardı. Ulaklar, yol üzerindeki menzilhanelerde at değiştirerek devletin yazışmalarını taşıyordu. Halkın mektupları ise tanıdıklar, kervanlar ve tüccarlar aracılığıyla gidip geliyordu.
Postanenin doğuşu ve pul
Bugün bildiğimiz anlamda, herkesin ücretini ödeyerek mektup gönderebildiği posta hizmeti 19. yüzyılda yaygınlaştı. 1840 bu açıdan iki ülke için dönüm noktasıdır. İngiltere'de aynı yıl dünyanın ilk yapışkanlı posta pulu kullanılmaya başlandı; ücreti gönderenin önceden ödemesi ve mesafeden bağımsız tek fiyat, mektubu geniş kitlelerin erişebileceği bir hizmete dönüştürdü.
Osmanlı'da ise Tanzimat'ın ardından, 23 Ekim 1840'ta Postahane-i Âmire kuruldu ve ilk posta merkezi İstanbul'da Yeni Cami avlusunda hizmete girdi. Bugünkü PTT'nin kuruluş günü olarak kabul edilen bu tarih, devlet yazışmasıyla sınırlı ulak düzeninden halka açık bir posta hizmetine geçişi simgeler. İlk Osmanlı posta pulu ise Sultan Abdülaziz döneminde, 1 Ocak 1863'te tedavüle çıktı: dikdörtgen, dişsiz ve ortasında tuğra bulunan bir puldu.
Sınırları aşan mektup
Ülkeler arasında mektup göndermek uzun süre karmaşık bir işti; her ülke kendi ücretini ve kurallarını uyguluyordu, uluslararası bir mektubun ücretini hesaplamak için birden çok tarifeye bakmak gerekiyordu. Bu dağınıklık, 9 Ekim 1874'te İsviçre'nin başkenti Bern'de imzalanan antlaşmayla büyük ölçüde sona erdi. Kurulan Genel Posta Birliği, birkaç yıl sonra adını Dünya Posta Birliği olarak değiştirdi. Osmanlı Devleti de bu birliğin kurucuları arasındaydı. Antlaşmayla üye ülkeler tek bir posta alanı gibi davranmayı kabul etti; bir ülkede pulu yapıştırılan mektup diğer ülkelerde de taşınacaktı. 9 Ekim bugün Dünya Posta Günü olarak anılıyor.

Edebiyatta ve hayatta mektup
Mektup yalnız bir haberleşme aracı olmadı, kendine özgü bir edebî türe de dönüştü. Osmanlı'da mektup yazmanın kuralları inşa geleneği içinde öğretilir, güzel yazılmış mektuplar derlenip örnek olarak okunurdu. Cumhuriyet döneminde ise mektuplar, yazarların iç dünyasını en çıplak hâliyle gösteren metinler hâline geldi. Nâzım Hikmet'in hapishaneden yazdığı ve "Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar" adıyla yayımlanan mektupları, yalnız bir dostluğun belgesi değil, duvarlar arasında bile yazıyla kurulan bağın güçlü bir örneğidir.
Askerdeki gençlerin anneleriyle yazışmaları, gurbetteki işçilerin ailelerine yolladığı mektuplar, uzak şehirlerdeki sevgililerin birbirine gönderdiği satırlar da bu tarihin parçasıdır. Birçok ailenin evinde hâlâ kurdeleyle bağlanmış bir mektup destesi durur.
Telgraftan e-postaya
19. yüzyılın ortasından itibaren telgraf, kısa haberleri mektuptan çok daha hızlı taşımaya başladı; telefon ise sesin kendisini uzaklara ulaştırdı. 1971'de bilgisayar ağları üzerinden ilk e-postanın gönderilmesiyle yazılı mesaj ilk kez kâğıttan ayrıldı. Bugün anlık mesajlaşma uygulamaları günlük iletişimin büyük kısmını üstleniyor.
Yine de mektup ortadan kalkmadı; rolü değişti. Hızın önemli olmadığı, sözün kalıcı olmasının istendiği yerlerde mektup yerini koruyor. Telefonun ve internetin sınırlı olduğu ortamlar, örneğin cezaevleri ve askerî birlikler, bunun en açık örneği. Burada mektup hâlâ en güvenilir ve en kişisel bağdır.
Bugün: online yazılan, kâğıtta ulaşan mektup
Mektubun dört bin yıllık hikâyesinde değişmeyen bir şey var: Uzaktaki birinin elinde tutabileceği, yazanın emeğini taşıyan bir nesne. Bugün bu nesneyi oluşturmanın yolları değişti. Mekktup'ta mektubunuzu telefondan ya da bilgisayardan yazıyorsunuz; biz kâğıda basıp zarflıyor ve PTT ile gönderiyoruz. Böylece kil tabletten bu yana süren gelenek, yeni bir araçla devam ediyor.
Kaynaklar
- Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Kültepe / Kaniş yayını.
- Türkiye Gazetesi, Kültepe'de açılmadan okunan kil zarflı tablet haberi (kazı başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu'nun tablet sayısına ilişkin aktarımı).
- Lepetitjournal İstanbul, Türkiye'de postanın kısa tarihi (23 Ekim 1840, Postahane-i Âmire).
- Hürriyet, Osmanlı ve Türk pulları (ilk Osmanlı pulu, 1 Ocak 1863).
- İsviçre Ulusal Müzesi, Dünya Posta Birliği'nin hikâyesi (Bern, 1874).